Salı, Mayıs 27, 2014

Şırnak - Siirt Yol Notları - 6

Yola koyulma vaktidir artık ama bir türlü ayrılamıyorum Cizre'den.




Mêm û Zîn'le vedalaşıp (arkada görülen Kaymakamlık binası) Şırnak merkeze yöneliyorum önce. Arada biraz mesafe var haliyle.



Gördüğünüz gibi muhteşem doğa başlıyor kendini göstermeye. Kasrık Boğazı cidden bir doğa harikası. Bir saatlik bir yol ulaştırıyor beni Şırnak merkeze. Fakat merkeze çıkmadan (Şırnak da aynı Artvin gibi dağ tepesine kurulmuş bir şehir) yol üstündeki Şehr-i Nuh Otel'e uğruyorum. Oteli gezip hayran kalıyorum. Gerçekten süper lokasyon ve harika bir otel. Sanırım önümüzdeki günlerde burada dağları seyrederek çay, kahve içmek ve otelin SPA'sını kullanmak büyük zevk olacak. Otelde bir kahve keyfi ve harika vegan yemekler sonrası yine yola koyuluyorum.




İlk olarak Şırnak şehir merkezinde biraz dolaşıyorum.



Artık gerçekten yola koyulma vaktidir. Siirt'e, Tillo'ya ulaşmam gerek ama öyle bir doğa beni bekliyor ki, yol bitmesin istiyorum. Bakın doğa ne harikalar yaratmış bu bölgede...











Yolda içimi acıtan, yüreğime dokunan görüntülerle de karşılaşıyorum.



Ve Botan Çayı... Bu Siirt'e yaklaştığımın bir işareti...





İsmini Botan Beyliği'nden alan Botan Çayı, Dicle Nehrinin bir koludur. Büyük bölümü Siirt sınırları içindedir ve Şırnak, Siirt, Mardin'in doğusu ve Batman bölgesini kapsar. Xenophon'un "Anabasis" eserinde bahsi sıkça geçer.

Yollar beni sonunda Siirt'e götürdü. Siirt tabii Şırnak'tan büyük bir şehir ve yeni yerleşim bölgelerinde epey modern yapı var. İnşaat faaliyetleri de her yerde olduğu gibi burada da almış başını gitmiş.


TİLLO:

Ben hemen Tillo'ya yola devam ediyorum ve Tillo meydanında müthiş sıcak bir karşılama ve çaylı sohbetlerle dostluklar oluşuyor. Ammo Yusuf'un çayını herkese tavsiye ederim. Fotoğrafta en soldaki. Tillo'nun meydanında kahvesi var.



Tillo'nun günümüzdeki adı Aydınlar ama herkes Tillo diyor ve yol tabelalarında da Tillo yazıyor. Tillo, Süryanice bir sözcük ve "yüksek ruhlar" anlamına geliyor. Siirt'in bir ilçesi olan Tillo, din eğitiminde önemli bir yeri olan medrese eğitiminin önemli bir merkezi olmuş burası eskiden.

Sohbetlerin ardından biraz dolaşmaya başlıyorum. İlk hedefim Tillo'daki ziyaret yerleri. Her şeyden önce "Işık Hadisesi"nin cereyan ettiği yerle başlamak doğrusu diyorum ve İbrahim'le birlikte (yukarıdaki fotoğrafta kırmızı tişörtlü) tepeye çıkıyoruz.



Tepeler serin. Güneş var ama esiyor ve ısırıyor resmen rüzgâr. Cizre'deki boğucu sıcaktan eser yok. Tepeden aşağılara Botan Çayı'na bakınca görmekten hiç hoşlanmadığım baraj manzarası karşımda. İçim sızlıyor. Yanlış bilmiyorsam Alkumru Barajı. Zaten Botan Çayı üzerinde yedi baraj projesi var. Çok kötü... Söyleyecek söz bulamıyorum. Söylesek ne fayda? Anlayan mı var? Dönüp hemen yanımdaki duvarla ilgileniyorum. İşte Işık Hadisesi...


Kal'at-ül Üstad denen tepedeyiz. Üstteki fotoğrafta görünen duvar ve duvardaki delik halk arasında Işık Hadisesi diye anılan olayın gerçekleştiği yer.

Olayı anlatmadan kahramanlarını tanıtayım öncelikle:

"ANLARSA UZAĞIM YAKINIMDIR, ANLAMAZSA YAKINIM UZAĞIMDIR"

Bu sözün sahibi, 1657 yılında Tillo'da doğan İsmail Fakirullah Hazretleri'nin soyu Hz. Muhammed'in amcası Hz. Abbas'a kadar dayanırmış söylenenlere göre. Yaşamının sonuna kadar bir yandan Tillo'da bulunan altı medresede baş müderrislik yaparken bir yandan da ailesinin geçimini sağlamak ve kimseye muhtaç olmamak için kendi tarlalarını eker, biçermiş. Hayatının büyük bir bölümünü oruç ve ibadetle geçirmiş ve çok sayıda talebe yetiştirmiştir. Bunlardan bir tanesi de, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleridir.

"YENİ YILIN İLK GÜNEŞİ EĞER HOCAMIN BAŞININ ÜSTÜNE DÜŞMEZSE, BEN O GÜNEŞİ NEYLEYİM!"

Bu sözün sahibi Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, 1703 yılında Erzurum'un Hasankale İlçesi'nde doğmuştur. Çok küçük yaşlarda İsmail Fakirullah Hazretleri'nin talebesi olmuş ve zamanın şartlarına göre çok ileri seviyede dini ve fenni ilimler tahsil etmiş, bunun sonucunda da her iki dalda da üstünlüğü ifade eden "Zülcenaheyn" yani iki kanatlı ünvanını almıştır.

İbrahim Hakkı Hazretleri hadis, fıkıh, tasavvuf, edebiyat, psikoloji, sosyoloji, tıp ve astronomi dallarında büyük başarı göstermiş ve Tillo'nun yetiştirdiği dünyaca ünlü bir alimdir. Kendisinin bildiğimiz 58 eseri vardır ve 1757 yılında yazdığı 'Marifetname' ansiklopedik özellik taşır.

1780 yılında 77 yaşında öldüğünde kendi arzusu üzerine, çok kıymet verdiği hocası İsmail Fakirullah Hazretleri için kendisinin yaptığı ve çok büyük özellikler taşıyan türbeye, hocasının ayak ucuna defnedilmiştir.

IŞIK HADİSESİ:

Yukarıda fotoğrafta gördüğünüz duvarı İbrahim Hakkı Hazretleri, İsmail Fakirullah'ın özel olarak inşa edilen türbesinin doğusuna ve bu tepeye yapıyor. 21 Mart ve 23 Eylül'de, yani güneşin ekvatora dik düştüğü, gecenin gündüzle eşit olduğu ekinoks dönemlerinde, güneş doğarken bu delikten sızan ışık önce türbenin kulesine, oradan da kırılarak türbenin penceresinden içeri girip İsmail Fakirullah Hazretleri'nin baş ucunu aydınlatırmış.





Söylenene göre bu müthiş olay 1960'lara kadar her sene devam etmiş. Fakat bilnçsizce yapılan restorasyonlar sonrasında bu sistem çalışmaz olmuştur. 2011 yılında kıymetli arkeolog Cengiz Işık bunun restorasyonuna talip olmuş ve Siirt Valiliği'nin de öncülüğünde çalışmalara başlanmış ve Temmuz ayında başarıyla sonuçlanmıştır. Kötü restorasyon sonucu yapılan değişikliklerden sonra, türbenin kulesindeki yansıma noktasının orijinal yerinde olmadığı anlaşılınca türbeyi yıkamayacaklarına ve farklı bir sistem oturtamayacaklarına göre, yeni bir delik açmaya karar verilmiş. Bu başarıyla sonuçlanıyor.




Her yıl bu ekinoks dönemlerinde Tillo'nun meydanına büyük ekran kuruluyor ve insanlar türbeye girmeden, kaleye çıkmadan bu olayı izleyebiliyorlar.



Biraz mezarların arasında dolaşıyorum. Soldaki mezar İsmail Fakirullah Hazretleri'nin eşinin, en sağdaki mezar da İbrahim Hakkı Hazretleri'nin babasının. O da Fakirullah Hazretleri'nin talebesiymiş.

Oradan biraz daha yürüyüp yine Tillo'da önemli isimler olan Şeyh İbrahim El Mücahid Hazretleri ve Şeyh Hamza El Kebir Hazretleri'nin türbelerine gittim.

Şeyh Hamza El Kebir'in soyu sahabe Halid bin Velid'e dayanır ve kendisi Humus'tan buraya gelmiş ve yerleşmiştir. Doğduğu tarih bilinmemekle birlikte ölümü 1271'dedir.

Şeyh İbrahim Mücahid Hazretleri ise Şeyh Hamza El Kebir'in on iki oğlundan biridir, mana ve madde ötesi ilimleri keşfetmiş ve babasından önce, 1262 yılında ölmüştür. İkisi de aynı türbeye defnedilmişlerdir.

18. ve 19. yy'da yaşamış olan Şeyh Memduh Hazretleri ve kadın evliyalardan Şeyh İsmail Fakirullah'ın torunu, Şeyh Memduh Hazretleri'nin eşi Zemzemli Hassa Hazretleri'nin türbeleri de şehrin başka bir tepesinde. Orası oldukça modernleştirilmiş ve ziyaret yeri haline getirilmiş. Açık söylemek gerekirse bu modernliği pek beğenmedim. Ruhani tarafı biraz eksiltiyor aşırı modernite bence.

En son da Şeyh Hamza El Kebir döneminden kaldığı söylenen, avlusunda İsmail Fakirullah Hazretleri ve İbrahim Hakkı Hazretleri'nin çilehanesi ile bir nar ağacının bulunduğu, restorasyonlardan ne yazık ki kötü şekilde nasibini almış olan Ulu Cami'ye gittim. En çok da çilehaneyi beğendim.



Tillo'dan Siirt'e dönüp Barden Otel'de geceledim. Orası da oldukça güzel bir otel. Hastalanmaya başladığımı hissettiğim için bütün akşamı yatakta geçirdim, uyumuş kalmışım.

Ertesi gün de Siirt merkezde biraz dolaşıp dönüş yoluna geçmek üzere kalkıp kahvaltı ettim... Artık yolum Siirt üzerinden Veysel Karani Türbesi'ne ve Kozluk mezarlıklarına, oradan da Mardin'e idi...

Son gün de epey ilginçti aslında, özellikle de Kozluk'ta... Hepsi son bölümde...







2 yorum:

b. zeynep aktoğu dedi ki...

HEYECAN YİNE HEYECAN YENİDEN HEYECAN.... 2 GÜN KALDI :)

renan kaya dedi ki...

çok güzel,yuregıne ve gezen,dolaşan bedenine sağlık olsun sevgili dostum Nukhet,sevgiler...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails